Ne olacak, söyle gitsin?  

#sesimol

#SesimOL

Dünyanın Kaderini Değiştiren İcat; ELEKTRİK


Elektrik olayı hakkındaki bilgi oldukça eskidir. Yunanlı Thales‘in, M.Ö III. yüzyılda, bir kumaş parçasına sürtüldüğü zaman kehribarın saman ve ufak kırpıntılan çekme özelliği kazandığını keşfettiği söylenir. Zaten “elektrik” sözcüğü de William Gilbert (1540-1603) tarafından, Yunanca ‘kehribar” anlamına gelen ‘ELEKTRON” kelimesine bakarak uydurulmuştur.

1647’de Otto von Guericke ilk sürünmeli elektrik makinesini yapmıştı. Bu makinede kükürtten yapılmış bir top bir elle bir mü etrafında döndürülürken, öteki elin avucu da bu topa sürtülmekteydi. Isaac Newton camdan bir top kullanmak suretiyle bu makineyi geliştirmiştir. Elektrik yüklerinin varlığı, cam kürenin ince bir ipek iplikle asılmış mürver özünü ya da mantar parçayı çekmesiyle belli oluyordu. Robert Boyle, camı ipek kumaşa sinerek de edilen elektrik yükünün, reçineyi yün fanılaya sürterek elde edilen elektrikten farklı olduğunu keşfetmişti. Bu iki ayn cins elektrik yükü birbirini çekmekte, fakat birbirinin aynı cins olanlar birbirlerini itmekteydi.

Elektrik yüklerinin eğer kuru olarak tutulursa, cam, kehribar, reçine ve başka cisimler üzerinde uzun zaman kaldığı anlaşılmıştı. Nemli havada bunlar hemen kayboluyordu. 1729’da Stephan Gray ve Gnnviile Wheeler cam çubuk üzerindeki elektrik yükünün, 27 metre uzunluğundaki nemli iplik üzerinden aktığını göstermiş ve böylece elektrik akımını icat etmişti. Gray, elektriğin bazı cisimler, özellikle madenler üzerinden kolayca aktığını; fakat bazı başka cisimlerin ise elektriği tutsak gibi tuttuğunu görmüş ve iletken cisimlerin ve iletken olmayan cisimlerin ilk listesini yayınlamıştır.

İlk şekliyle elektrofor bir bakır disk üzerine oturan reçineden yapılmış bir levhadan ibaretti, Reçine yüzeyi, bir kedi postu parçasıyla sürtülerek elektrikleniyor ve böylece negatif elektrikle yükleniyordu. Bakır taban levhasında indüklenen pozitif yükün çekmesiyle bu yük reçinenin yüzeyinde kalmaktaydı. Camdan yapılmış bir sapla tutulan başka bir madeni levha, reçinenin üzerine konmakta ; fakat yüzeyler düzgün olmadığı için bunla ancak bir iki noktada birbirlerine değmekteydi. Bu şekilde bakır levhanın alt yüzünde pozitif , üst yüzünde ise negatif elektrik yükü indüklenir. Sonra levhanın üst yüzeyine parmakla dokunarak topraklanırsa negatif yükler kaybolur. Sonra levha, sapından tutularak kaldırılırsa reçinenin üzerindeki ilk meydana gelen yük olduğu gibi kaldığı halde, levha, kendisiyle beraber pozitif yükü alıp götürür, Bu şekilde reçineyi tekrar elektriklenmeye lüzum kalmadan istendiği kadar pozitif yük elde edilebilir ve bu yükler Leyden şişesinde biriktirilebilir. Burada hiçbir iş görmeden istendiği kadar elektrik elde edildiği sanılabilir, fakat aslında aralarındaki çekme kuvvetine karşı, levhayı reçineden ayırmak için bir iş yamak suretiyle gerekli enerji sağlanmaktadır.

Tarihin İlk Elektrik Santrali

Böylece elde bir elektrik yükü varken sadece mekanik iş yapmak suretiyle elektrik elde edilmiş oluyordu, işte 1880 sıralarında ilk indüksiyon makinesini yapan R. Vors ve James Wimshurt bu olaydan faydalanmışlardır. Bu makineler küçük bir kaynağın tekrar indüklediği elektrik yüklerini toplamakta ve bunlar önemli bir miktara erişinceye kadar bir Leyden şişeşinde biriktirmekteydi. Böylece binlerce volta varan elektrik potansiyellerle bir metreye yakın uzunlukü, küçük çapta gök gürültüsüne benzer şiddetli çatırtılar yapan kıvılcımlar meydana getirilebiliyordu. Wimshurt makinesi uzun zaman yüksek gerilim veren yegâne elektrik kaynağı olarak kalmıştır.

Zayıf elektrik akımlarını meydana çıkarmak için daha hassas bir metot 1807’de H C. Oersted tarafından tesadüfen keşfedilmişti. Bir ders sırasında Oersted, akım taşıyan bir teli bir magnetik pusulaya çapraz gelecek şekilde koyunca pusula iğnesinin şiddetle harekete geçtiğini gördü. Bu olayı inceledi ve magnetizma ile elektrik arasındaki ilişkiyi keşfetti. Bu arada, 1810’da Humphrey Davy Londra’da Krallık Enstitüsü’nün mahzeninde 2000 kadar volta pilini birleştirip 3000 volt veren büyük bir batarya meydana getirmiştir. Bu bataryayı kullanarak kıvılcımlı deşarjlarla deney yaparken, bugün hâlâ en şiddetli suni ışığı meydana getiren elektrik yayını keşfetmiştir, Uzun yıllar
bu Işık kaynağı sokakların aydınlatılmasında, bazı deniz fenerlerinde kullanılmıştır, projektörlerde ve sinema makinelerinde hâlâ kullanılmaktadır.

Micheal Faraday

1821 ‘de Michael Faraday , ilk olarak, içinden bir akım geçirildiği zaman, bir eksen etrafında dönen bir ucu cıvaya batırılmış bir bakır tel halka kullanarak elektriğe sürekli bir mekanik iş yaptırmıştı. 1822’de P. Barlow bakır tel yerine dönen bir disk kullanarak Faraday‘ın elektrik motorunu geliştirmiştir , fakat bu ilkel aletlerin pratik değeri pek azdı.
1825 yılı, Georg S. Ohm’un elektrik direnç üzerindeki çalışmalarına tanık olmuş ve Ampere’in elektrodinamik üzerindeki çalışmalarını yaydığı 1827 yılında, Ohm Kanunu ortaya
çıkmıştır. Ohm Kanunu, iletkenlerin özellikleriyle ilgiliydi ve her türlü elektrik cihazı gerçekleştirenler için çok büyük bir değer taşımaktaydı. Meselâ, Amperenin galvanometresinin voltmetre ya da ampermetre olarak nasıl kullanılabileceğini göstermekteydi. Charles Wheaststone, S. H. Christie‘nin ortaya attığı bir fikri geliştirerek elektrik direnci ölçmeye yarayan ‘Wheatstone köprüsünü icat etti.

Bununla beraber elektriğe pratik önemi olan en büyük katkı, 1831 ‘de Michael Faraday’ın elektromagnetik indüksiyon olayını keşfetmesidir. Faraday, bakırdan yapılmış bir tekeri bir mıknatısın kutupları arasında döndürerek, teker magnetik alanı kesecek şekilde hareket ettiği zaman, mıknatısın kuvvetinde hiç bir kayıp meydana gelmeden bakır içerisinde bir akım indüklendiğini göstermiştir. Böylece Faraday , tamamen mekanik yolla elektik akımı elde etmenin yolunu bulmuş oluyordu. İşte bu basit deneyden, o zamandan beri mekanik işi elektik enerjisine çevirip duran dinamo ve alternatörler ortaya çıkmış oluyordu. XIX. yüzyılın ikinci yarısında bir çok yeni elektrik olayları meydana çıkarılmış ve açıklanmıştı. Daha 1709’da Francis Hauksbee gazlı deşarj tübünü keşfetmiş ve 1751 ‘de William Watson. Toriçelli barometresinin vakumlu kısmında cıva arkı (cı-
va yayı) çaktırmıştı. Bundan sonra, Wimshurt makinesi kullanarak ilgi çekici şeyler göstermek gayesiyle çeşitli gaz deşarj tüpleri yapılmıştı. Gaz deşarjlarının ilk ciddi incelenmesi Faraday tarafından yapılmıştır. Sonra William Crookes, yüksek vakumlu tüpler kullanarak Faraday’ın deneylerine devam etmiştir. Bu çalışmalarda kontrol edilebilir büyüklükte yüksek gerilimli elektrik akımları meydana getiren ve 1851 ‘de Ruhmkorff tarafından geliştirilmiş olan indüksiyon bobini büyük bir yardımcı olmuştur. Bunun ikinci akımı salınımlı olmakla beraber, bir kondansatör kullanılması, çıkışı fiilen tek yönlü hale getirmekteydi.

Bu deneyler W. C. Roentgen‘in 1895’de X ışınlarını keşfetmesine,1900’da Peter Cooper Hewittfin ultraviyole lambasını, 1904 te John Ambrose Fleming’in termiyonik tüpü meydana getirmesine, her türlü ”neonlu” ve floresans lambaların katot ışınlı osiloskobun ve televizyon resim tübünün ortaya çıkmasına yol açmıştır. Elektronun keşfi elektriğin ele avuca sığmaz bir akışkan düşünüldüğü eski kavramı yıkmıştır. Artık negatif elektrik yükü fazla elektron yığılması olarak, pozitif yük ise nötr atomların normal olarak sahip oldukları elektronlarda eksiklik olarak düşünülmektedir. Elektrik akımları ve deşarjları, hareket ettikleri zaman magnetik olayları doğuran elektronların akışından meydana gelmektedir. İster harekette olsun, ister dursun, elektronların etki çevresi elektrik alan teşkil eder, elektronların çalkalanması ise alanın salınımlarına sebep olarak boşluk ışık hızı ile yayılan elektromanyetik dalgaları meydana getirir.

İlgili Yazılar
#SesimOL

Eğitim Hakkında Temel Bilgiler

#SesimOLekonomiGündem

The Economist 2021 Kehanetleri

#SesimOL

Buga Girmek Nedir ?

#SesimOL

wTakip Nedir ? Nasıl Kullanılır ?

Haber bültenimize kayıt olabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir